Karantinada 7.gün

22.03.2020 – Karantina 7.gün

Evet, başlıktan da anladığımız gibi bugün benim karantinamın 7.günü.

Dünyayı ele geçiren koronavirüsün Türkiye’deki 11.günü.

Şuan itibariyle ölü sayımız 30, tanısı konan hasta sayısı 1.236.

Rakamsal durumlar ve analizlere bakacak olursak durumuz pek parlak değil.

Bir çok mağaza ve AVM kendi insiyatifleriyle kapılarını kapadı. Cafe ve barlara yasak geldi. Toplu kutlamalar geçici bir süre yasaklandı. Restaurantlar ve yemek servisi veren lokantalar sadece kapıdan teslim veya eve servis yapabiliyor. Okullar kapandı. Ligler ertelendi. Marketlerde bazı ürünler tükendi. Dün itibarı ile 65 yaş üstüne ve  kronik rahatsızlığı olanlara sokağa çıkma yasağı geldi.

Hayat hemen hemen durdu.

Sorun, virüsü kapacak olmamız değil. Sorun çok kısa sürede herkesin virüsü kapması durumunda hastanelerin yetmeyeceği ve hasta seçmek zorunda kalacak olmaları. İtalya’da olduğu gibi.

“Ya zaten hepimiz kapıcaz bunu” deyip de kendini sokağa atan sağ duyusuz insanlarla doldu etrafımız.

Hepimiz öğrendik virüs yaşlıları genellikle öldürüyor. Gençlere zor bir süreç geçirtiyor. Bağışıklık sistemi güçlü olanlar daha kolay atlatabiliyor. Çocuklar ve bebeklere bulaşmıyor ancak taşıyıcı olabiliyorlar. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar (ben bu gruba giriyorum) zor atlatıyor bu süreci, ölüm riski de akranlarına göre daha fazla.

Yukarıda okuduklarınızın hepsi 11 gün içerisinde oldu. Ne kadar sürecek? Durumumuz ne olacak? Normal hayatımıza ne zaman geri dönebileceğiz? Ödemelerimizi nasıl yapacağız? Bu sorularının hiçbirine dair hanüz bir açıklama yok. Bilim Kurulu Üyelerinden biri bugün “Bu hafta insanları evlerinde tutamazsak, bu işi kontrol etmemiz mümkün değil” dedi. Ama yarın hafta başı ve insanların büyük bir kısmı işlerine gitmek zorunda. Hatta milyonlar…

Tüm dünya “Bu kadar hızlı bulaşan bir virüsle ilk defa karşı karşıyayız” diyor. Amerika, Çin, İtalya, Almanya, Fransa, İspanya… Ve daha onlarca ülke ohal ilan etti. Tüm başkanlar çıkıp, vatandaşlarının panik yapmamalarını, evlerinde kalmalarını, ekonomik tüm sıkıntılarını halledeceklerini bir şekilde açıkladılar. Kimi fatura ödemelerini almayarak, kimi kira ödetmeyerek, kimi para vererek.

Tüm bu ülkelerin vatandaşları bir şekilde rahatladı. En azından ekonomik olarak sıkıntı çekmeyeceklerinin rahatlığını yaşadılar. Stres bir nebze azaldı.

Bizim ülkemizde henüz böyle bir açıklama yok. Ohal ya da sokağa çıkma yasağı da.

Dün bir video izledim. Sokakta meyve satan genç bir çocuğa “Sokağa çıkmamanız gerekiyor. Korkmuyor musunuz?” diye sordular. “Korksam da yapacak bir şey yok abi. Ben babamla bu tezgahı açıyorum, ayrıca okuyorum, sınavlara çalışıyorum. Ailem bir gün bu tezgahı açmazsak aç kalır. Biz kardeşlerime, anneme ekmek götürmek zorundayız. Korksak da farketmez. Para kazanmak zorundayız. Nasıl ekmek alırız?” dedi.

Ömrüm boyunca kulağımdan gitmeyecek bu cümleler.

Sonrasında da yukarıda yazdığım Bilim Kurulu’nun açıklaması geldi. Sonra düşündüm…

Sokağa çıkma yasağı geldiğinde bu insanlar aç kalacaksa, yiyecek ekmek bulamayacaklarsa… Gelmesin dedim içimden. Oysa ilk günden beri kendimi yırttım “Niye gelmiyor hala, kısa sürede yok etmek varken ne bekliyorlar?” diye. Ama düşününce… Ne olacak, insanlar ne yiyecek?

Hoş sokağa çıkmakta inat edenler insanlar durumu idrak edemediği sürece zaten açlık konuşuyor olacağız hep birlikte. Bunu söylediğimde de bana karamsar diyorlar. İtalya’dan insanlar videolar gönderiyor “Biz ettik siz etmeyin” diye. Onlarca, yüzlerce. Neden laf dinlemiyoruz?

“E çocuklar evde çok sıkıldı, biraz salıncakta sallandık” (Bizimkiler hiç sıkılmıyor sanki)

Salıncakta ondan önce sallanan çocuk taşıyıcı misal. E çocuk bu eller hep ağızda. Sonra zinciri tuttu. Hemen arkasından da senin çocuk tuttu. E onun el de hep ağızda. Onu geçtim sen onun elini tuttun. Çocuğunun elini tuttun diye kolonya sürmüyorsun sonuçta. O sırada yüzünü kaşıdın. Noldu?

“Arkadaşlarla evde toplandık. Dışarı çıkmadık ki”

Şu anda hangimizin bu virüsü taşıdığını bilmiyoruz. Çünkü ortaya çıkma süresi uzun. 14 günü bulabiliyor. Arkadaşlarından birinde virüs varsa ve aynı ortamda “evde” iseniz kapmama şansınız yüzde 1 filan sanırım. Bunu daha fazla örneklendirmeye gerek yok.

Hiç anlamadığım da hala inat eden bebekli aileler. Sen o virüsü kaptığında bebeğine ya da çocuğuna geçmeme ihtimali çok düşük. Eşine de keza. Bu durumda siz tedavi görürken çocuğunuza kim bakacak? Anneanneler ve dedeler riskli grup. Çocukta varsa, onlara da götüremezsin. Yani, bu virüs çocuklara geçmiyor diye daha da rahatlayan ebeveynleri hiç anlamıyorum hiç.

Paranoyak oldum sanırım. Keşke siz de olsanız. 2 haftada atlatır geçerdik. Dünya da bizi konuşurdu.

Asla evde tutamadığımız yaşlılara sıra gelmedi bile. Gençler bayrağı bırakmıyor.

Sonra da diyorum ki, müstehak! Ama bize günah. İşimizi kapatıp eve kapanan, hava almaya çıkmak için bile korkan, evde psikolojisini iyi tutmak için emek veren bize günah. Sana bakacak olan hemşireye günah. Tedavini sürdürecek doktora günah. Gelen ambulans şoförüne günah. Senin yüzünden hastaneye alınamayacak olan yaşlılara günah.

Tez zamanda akıllanmamız ve sağduyulu olabilmemiz dileğiyle.

Sağlıkla kalın.

Pinstyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir