Can Perimcek’le “Karantina günlerine öneriler”

Malum evden çalışabileceğim bir işim yok benim. Hep sahada, hep temas halindeyiz bizler. Hal böyle olunca eski mesleğime sarılayım da bari hem kendim için bir şeyler yaratmaya, hem de sizlere fayda sağlamaya devam edeyim istedim. Başladım röportajlara!

İlk ve öncelikli konumuz; tabii ki kendimiz! Önce biz iyi olacağız; sonra çevremize faydamız elbet olur. Bu konuda da hemen yanı başımda Can Perimcek olduğundan; tüm “en yakın arkadaş” torpilimle kafamızdaki deli soruların cevaplarını aldım.

Şifa olsun, buyrunuz 🙂

Ben direk konuya girelim istiyorum. Ne geldi bizim başımıza böyle?

İçinde bulunduğumuz durum birçok açıdan ele alınıp tanımlanabilir belki fakat ben bu durumu evrensel bir bütünlük olarak tanımlıyorum. Milyarlarca insanın bir anda tek bedende tek bir ruhta bütünleşmesi gibi hissediyorum. Zengin, fakir, güzel, çirkin, başarılı, başarısız gibi tanımların olmadığını ve bireysel olarak hepimizin, bütünün bir parçası olduğumuzu anlayabilmemiz için müthiş bir sınav olarak da görüyorum.

Bir diğer yandan da, kimisi bu duruma dış güçler diyebilir fakat ne olursa olsun karmaya inanıyorum. Karma dediğimiz durum sadece insanlarla olan iletişimimizde ve ilişkimizde değil, bütünün diğer parçalarıyla olan ilişkilerimizde de ortaya çıkıyor. Yaşadığımız durum aynı zamanda, bu zamana kadar doğaya, hayvanlara ve evrene verdiklerimizin bir geri dönüşü, karması.

Şu günlerde akıl ve ruh sağlığımızı nasıl koruyacağız?  

Yapmamız gereken ilk şey düşüncelerimizin farkına varmak. Hepimiz ister istemez yaşadığımız durumun şok etkisiyle birçok şey düşünmeye başladık. Tarsus’a ailemi ziyarete gelmiştim ve tam da geldiğim gün olaylar patladı ve burada karantinada kaldım. O an aklıma bitmek bilmeyen düşünceler akmaya başladı; “Ne olacak? Ne kadar burada kalacağım? İstanbul’a dönemezsem? Vergimi nasıl ödeyeceğim? vb.’” Ve sonra kendime şöyle söyledim; “Can, durum nedir? Burada kalıyor oluşun. Bitti.”

Sadece bu yeterli oldu mu?

Bitti dediğim yer, akıl ve ruh sağlığımızı korumamız için en güçlü yöntemdir. Ve bu yöntem sadece an’da kalarak ve an’ı kabul ederek gerçekleşiyor. Tabii birçoğumuz an’da kalmanın ne demek olduğunu bilmediği için ekstra strese giriyor. Düşünce boyutunda an’da kalma; durum her ne olursa olsun, içinde bulunduğun durumu bütünüyle kabul etmek. Ona tanımlar yükleyerek duygusal enerjiyi olumsuz yönde harekete geçirmemek.

Nasıl yapacağız bunu? Biraz açar mısın?

Yaşadığımız süreç içerisinden bakalım; Durum nedir? Bir virüs var ve dünyayı etkiliyor. Durum nedir? Bir virüs var ve gereken önemleri almalıyız. Durum nedir? Elimden gelenin en iyisini yaptım ve gereken önlemleri aldım. Durum nedir? İş hayatım etkilendi. Durum nedir? Cebimde şu kadar para kaldı.  Tabloya dışarıdan baktığımızda sadece olan var. Olanın dışında ekstra bir anlam yok. Ve burada bitmesi gerekiyor fakat birçoğumuz burada bitiremiyor ve şöyle bir tablo çıkıyor ortaya;

Durum nedir? Bir virüs var Allah kahretsin ölmekten korkuyorum. Durum nedir? Bir virüs var ve önlemlerime rağmen beni öldürecek gibi hissediyorum. Durum nedir? İş hayatım alt üst oldu. Ne bok yiyeceğimi bilmiyorum. Durum nedir? Ay sonunu zor getireceğim…vb.

Peki buradaki tabloya yine dışarıdan baktığımızda ne görüyoruz? Olan bir durum ve artı olarak durumun ekstra tanımları. Dikkat çekmek istediğim nokta, bu tanımların hiçbirinin gerçeklikle bir ilgisi yok. Sade ve sadece zihnin kurgusu ve yapay endişesi çünkü henüz üzerine tanımlar eklediğimiz anları yaşamadık. O düşünceler şimdiki an içerisinde geçerli değil. Gelecek anlardan bir senaryo. Bu noktada, “Amaaan, bana bir şey olmaz.” zihniyetine girip hayatını riske atmaktan bahsetmiyorum. Aksine olan durumu kabul edip, içinde bulunduğun durum ile düşüncelerinle savaşmaktan vazgeçip sakin ve rahatlamış bir zihin ile planlar yapıp yola devam etmek. En etkili anda kalma ve deneyimleri dönüştürme burada gerçekleşir çünkü stresli, negatif düşüncelere odaklı bir zihin her daim düşük frekansta titreşim yayar ve hayatına benzer düşük frekansta yeni deneyimleri çeker. Özellikle bu dönemde akıl ve ruh sağlığımızı koruyup, hayatımızı pozitif yönde ilerletmek istiyorsak durum ne olursa olsun kabul edeceğiz. Ve sonra, daha da sağlıklı ve yüksek titreşimli bir bilinçle hayatımıza devam edeceğiz. 

Hani bazen olur ya, (bana dün oldu) canın gerçekten hiçbir şey istemez. Sığamazsın hiçbir yere. Sinirli ve mutsuz olursun. Nefes alamazsın. Kendini iyi etmek bile istemezsin. O anlarda ne yapmalı? Çünkü o anlarda insan gerçekten akılcı davranmak hatta toparlanmak bile istemiyor. Dışarı da çıkamıyorsun. Ben dün gerçekten sadece ağlamak istedim sadece.

Olanı kabul etmek ve olan duruma tanımlar yüklemeden sade ve sadece olmasına izin vermek. Yorgun musun? Yorgun ol. Ağlamak mı istiyorsun? Ağla. İçinden hiçbir şey yapmak gelmiyor mu? Yapma. Boş boş bakmak mı istiyorsun? Bak. Daha fazla mı uyumak istiyorsun? Uyu. Durum ne olursa olsun direnç göstermeden kabul et ve onunla bütünleş. İçinde bulunduğun duruma izin vermek, aynı zamanda o durumun da senin bir parçan olduğunu kabul etmek demektir ve kişinin bütünlüğüne ekstra bir derinlik katar. Burada kendi bütünlüğüne sahip çıktığında, kendinle ilgili yargıların da değişmeye başlıyor. Mesela demişsin ya, ‘o anlarda insan akılcı davranmak istemiyor’. Burada aslında kendi merkezinden uzaklaşıp, bütünlüğünü parçalamış oluyorsun. Bilinçaltında, böyle durumlarda daha akılcı davranman gerektiği inancı var. Fakat sen şu an tam tersini yapmak istiyorsun ve ne tam anlamıyla yapabiliyorsun ne de tam anlamıyla akılcı davranabiliyorsun. Neden? Çünkü bütünlük bozuldu. Aksine, kendine olan yargıları ve tanımları kaldırdığında düşünülen ve hissedilen şeyin sadece kendisi oluruz. O oluruz. Öfkeli misin? Öfkenin kendisi ol. Tüm hücrelerinde, benliğinde öfkene izin ver hisset. Buraya tam anlamıyla izin verdiğinde çok kısa bir sürede öfkenin senden akıp gittiğini göreceksin. Böylece ne kendine ne de çevrendeki insanlara zarar vermiş olmuyorsun. Fakat, öfkeli olmamalıyım, neden öfkeliyim vb. düşüncelere odaklanırsan da, olan durum ile zihinsel bir savaş başlar ve kaybeden ve her daim olumsuz hisseden yine sen olursun.

Ağlıyor musun? Ağla ve sadece ağla. Ağlama durumuna bir anlam yükleme. Bırak aksın çünkü gözyaşı aynı zamanda şifadır. Neden ağlıyorum ya da neden bu kadar uzun süredir ağlıyorum diye düşünme. Kabul et, bırak ve teslim ol. Ve bu noktada en derin meditasyondur. Hayat akışı içerisinde gözlerin açıkken dahi bütünün bir parçası olarak, bütünü hissetmek ve akışla birlikte hareket etmek.

 Şu dönemde yaşadıklarımızı düşünürsek; beni virüsten bile daha çok etkileyen bir konu var; insanların vurdumduymazlığı. Bununla nasıl başa çıkacağız?

Bu noktada şöyle bir şey söylemek istiyorum. Bize ne insanların vurdumduymazlığından? Birey olarak ne kadar duyarlıyız? Toplum olarak her daim başkalarının vurdumduymazlığından şikayet ediyoruz. Peki biz bunun tam tersi olması için ne kadar ne yapıyoruz? Ne kadar el ele verip daha duyarlı bir toplumun oluşması için bütünleşiyoruz? Kıyas yaptığımda vurdumduymaz olan insanlara olan sitemimiz daha ağır basıyor. Sonuç olarak ne oluyor? vurdumduymazlık döngüsü devam ediyor ve biz her daim söyleniyoruz.

Enerji yasalarında odaklandığın her enerjiyi kendine çekersin. Ki çekim yasası kanunlarını seanslarda da uyguluyoruz. Kanun diyor ki; ben senin adına neyin iyi ya da neyin kötü olacağını belirleyemem. Sen neye odaklanırsan ve onun enerjisini büyütürsen, sana deneyim olarak sunarım. Gün sonuna geliyoruz ve odaklanıp enerjisini büyüttüğümüz şey sadece vurdumduymazlık oluyor. kanun da bize otomatikman daha da fazla yeni vurdumduymazlık durumları sunuyor ve biz söylenmeye devam ediyoruz. Yani, herhangi bir durumun pozitif yönde değişmesini istiyorsak, ona uygun pozitif bir düşünce frekansına geçip onun enerjisini büyütmemiz gerekiyor ki vurdumduymaz insanlarla başa çıkmak yerine duyarlı bir toplum olarak el ele devam edelim. 

Bir diğer açıdan ise, vurdumduymaz insanların da varlığını kabul etmemiz gerekiyor. Onların var olma durumu ile düşünce boyutunda savaşa girersek –ki yaptığımız bu- kaybeden yine biz oluruz. İçinde bulunduğumuz her durumu kabul etmemiz gerektiği gibi, farklı düşünce boyutunda olan insanları da kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü bu dönemde vurdumduymaz olarak tanımladığımız insanlara baktığımda hepsi saf sevgiden yoksun insanlar. Saf sevgi, bireysel anlamda kendi bütünlüğünü kabul eden, kendini her haliyle seven ve bunun sonucunda da bütünün parçaları ile bağlı olduğunun bilincinde olarak onlara da pozitif yönde hizmet eden bir enerjidir, özdür. Ve en temele baktığımızda ise, her insan saf enerji ile dünyaya gelir ve akış içerisinde bu saflığı kaybolur çünkü artık kafası karışmıştır ve ayırt edemiyordur. Vurdumduymaz olarak gördüğümüz insanlara da baktığımızda aynı şeyi görebiliyoruz. Bir zamanlar dünyaya saf bir enerji olarak gelen bu ruhlar, şimdilerde vurdumduymaz olarak ortalıkta geziyor. Neden? Çünkü son derece kafaları karışıktır. Ve biz bu insanlara odaklandığımızda aslında farkında olmadan ‘kafa karışıklığı’ durumuna odaklanıyoruz ve otomatikman bizim de kafamız karışıyor. Evet bakıldığında muhteşem bir düşüncemiz var; duyarlı bir toplum! Fakat bunu nasıl gerçekleştireceğimizi de bilmiyoruz çünkü odaklandığımız enerjinin benzerini kendimize çekiyoruz.

Kabul edelim, bırakalım ve pozitif yeniliklere odaklanıp el ele harekete geçelim.

Bu dönemde hep bireysel mi düşünmemiz gerekiyor? Bireysel olarak bize düşeni yapıp, biraz duyarsız kalmayı seçmek bencillik olmaz mı? 

 Durum ne olursa olsun, dışarıda olan şeyleri ve insanları bırakıp kendimize odaklanmamız gerekiyor. Tam olarak ne hissediyoruz? Ne düşünüyoruz? Hangi enerjideyiz? Bireysel anlamda kendimize ne kadar fazla odaklanıp, ne kadar fazla kendimize olan farkındalığımızı geliştirirsek o kadar ışık saçabiliriz ve bağlı olduğumuz bütünün diğer parçalarına da o kadar sağlıklı ve güçlü destekte bulunabiliriz. Fakat biz günlük hayatımızda genellikle tam tersini yapıyoruz. İlişki dünyalarına baksak yeterli olur burayı görebilmek için. Hayatımızda birisi var ve tüm odağımız onda. O ne düşünüyor? Beni ne kadar seviyor? Ne hissediyor? Vb. Sonra bir gün bir şey oluyor ve bir şeyler ters gittiğinde hatanın nerede olduğunu anlayamıyoruz ve diyoruz ki; ama ben onu çok sevmiştim! İşte tam da burası büyük bir yalan. Kendisini tam anlamıyla sevemeyen bir kişi, bir başkasını asla tam anlamıyla sevemez. Bireysel olarak kendinden ne kadar uzaklaşırsan, başkalarıyla olan ilişkinde de o kadar yapay ve sağlıksız deneyimler elde edersin.

İşte tam da bu dönemde önce bireysel olarak düşünmek zorundayız. Bireysel anlamda ne kadar iyi, sağlıklı ve pozitif enerjide olabilirsek, bizim dışımızdaki insanlara ve bütüne de o kadar sağlıklı ve pozitif yardımlar yapabiliriz. Bunun en basit örneğini uçaklarda yaşıyoruz zaten. Anne, maskeyi önce kendine daha sonra çocuğuna takıyor mesela. Kendine takmadan çocuğuna takmaya çalışsa belki ikisi de ölecek ya da çocuk yaşayacak kendisi ölecek. Eğer ki amacımız, kolektif bilinç olarak sağlıklı ve pozitif bir yaşam sürmek ise dışarıyı bırakıp önce bireysel sağlıklı bütünlüğü elde etmemiz gerekiyor.

Buna ek olarak, yaşadığımız durumu kolektif bilincin negatif odak bilincine yansıma olarak da gösterebiliriz. Bunca zaman bireysel anlamda o kadar çok kedere, öfkeye, acılara ve negatif titreşimlere odaklandık ki günün sonunda da negatif titreşim ağır basarak bize yeni negatif titreşimleri sundu. Ve bu şekilde binlerce yılın negatif enerjisi de patlamış oldu. Yani, temele odaklandığımızda sistem çok basit bir şekilde işliyor;

Kendine odaklan, bütünlüğün için çalış, pozitifi seç ve bütüne pozitif titreşim gönder ve deneyimleri dönüştür…

“Bu süreci bu açıdan ele alırsak muazzam bir hediye olarak da görebiliriz çünkü belki de hayatımızın hiçbir döneminde kendimizle bu kadar uzun zaman geçirebileceğimiz bir dönem olmayacak.”

Sence neyi öğrenmemiz gerekiyor bu süreçte? Buradan en karlı nasıl çıkarız bireysel olarak?

Ben bu süreci ‘kendimizle tanışma’ süreci olarak görüyorum. fiziki boyutta ölene dek ‘oldum’ noktası yoktur çünkü her an gelişip dönüşerek ilerliyoruz. Fakat fiziki boyutta kaç yaşındaysan, bu zamana kadar gelen ve seni temsil eden parçaların var iç dünyanda. Oralara dokunup kendini keşfedebilirsin ve yeni bir sen doğabilir. Bu süreci bu açıdan ele alırsak muazzam bir hediye olarak da görebiliriz çünkü belki de hayatımızın hiçbir döneminde kendimizle bu kadar uzun zaman geçirebileceğimiz bir dönem olmayacak.

Buradan karlı çıkabilmek için yapmamız gereken ilk şey ‘sıkıldım’ kelimesini hayatımızdan çıkarmak. Bunun ilk noktası; sen bu dönem evinde oturup sıkılabiliyorsun fakat dışarıda hala çalışmak zorunda olan insanlar var. En azından onlara saygın olsun ve sıkıldım demekten vazgeç. Diğer nokta için, geçtiğimiz günlerde instagramda yazdığım bir yazıyı eklemek istiyorum. Dünya hızla boyut değiştirirken, her zaman olduğu gibi bu dönemde de en önemli şeyi ıskalıyoruz; kendimizi. Popüler kültürün dayatması gibi çoğunluğun ağzından düşmeyen bir kelime; ‘SIKILIYORUM’.. Oysa neyden sıkıldığımızı dahi bilmiyoruz çünkü ‘normal’ zamanlarda da sosyallik adı altında attığımız her adında da sıkılıyoruz, bunun da farkında değiliz. Olan tek şey yapay bir sosyalliğe bağımlılık. Düşün; tatile gidiyorsun ve oradaki eğlenceye bağımlısın. Kim ne yapıyor? Kim kimi kesiyor? Kim ne kadar güzel ya da kaslı? Yoğun iş temposundan kendine zaman ayırmak isteyip eline bir kitap alıyorsun ve yine sıkılıyorsun çünkü bedenin o an orada olsa da, ruhun ve düşüncelerin bambaşka yerlerde. Arkadaş ortamında sosyalleşiyorsun fakat sadece o ortama bağımlısın, ne kendinin ne de karşındaki insanın farkında değilsin. Neden? Çünkü popüler sosyalleşmede kendini iyi hissedip çeşitli anılar biriktirmek zorundasın. Birbirine bağlı ve bağımlı an’lar toplamı. Bu dönemde, zorla da olsa kendinle baş başa kaldın ve aşırı sıkılıyorsun çünkü içeride bu zamana kadar sesini hiç dinlemediğin bir benlik var. Bu zamana kadar duygularına asla önem vermediğin bir benlik var. Ne istediğine ve ne hissettiğine tam anlamıyla odaklanmadığın bir benlik var. Dışarıdan bakıldığında da tek benlik içerisinde barınmaya çalışan onlarca, yüzlerce benlikler var. Oysa hepsi senin birer parçan. Sakinleş ve kendine izin ver. İçinde bulunduğun durum aslında kendinle tanışabilmen ve hayatını tam anlamıyla kazanabilmen için büyük bir fırsat. Yapman gereken tek şey kendine karşı dürüst olmak ve cesareti seçmek. Bir düşün; bu zamana kadar neleri bastırdın? İşinde ilişkinde, sosyal hayatında ne kadar tatmindin? Neredeyse hiç. Bu yüzden sözde sosyal ortamlara bağımlısın. Meditasyonu ve kişisel gelişimi de bu zamana kadar bütünlüğünü elde edebilmek için değil, sözde ruh eşini, daha fazla parayı hayatına çekmek için ve en önemlisi de popüler olduğu için kullanmaya çalıştın. Daha çok sakinleş ve kişisel ve spiritüel gelişimin sadece yüzeysel noktalara hizmet etmediğini anla. Önce içeriden başla, bütünlüğünün içindeki parçalanmış benlikleri hisset ve tanış. Ardından daha da derine in ve meditasyonun, her an farkındalık halinde olman gerektiğini öğren. ‘Nasıl yapıcam?’ Sorusunu da at zihninden. Hiçkimse senin adına doğru yolu ya da doğru kararı veremez. Yol göstericileri al hayatına ve kendi doğrularını üretmeye başla. Daha çok kafa yor, daha çok çözümle. Ve unutma; akan hayat içerisinde kendini kendine kazandırabileceğin başka bir zaman olmayacak belki de.. Ruhuna hizmet etmeyen her düşünceden, her enerjiden arın ve dönüşümü şimdi başlat. Ve sadece bu dönem değil, fiziki boyutta ölene dek benliğine, bütünlüğüne sahip çık ve dönüşmek için elinden ne geliyorsa yap. ‘Denedim ama olmuyor’ kuru bir zihin düşüncesidir ve gerçeklikle bir ilgisi yoktur. Gerçekten denemenin de kendi içinde bir bütünlüğü vardır ve seni her daim muhteşem sonuca götürür. Tabii bunun için önce nereden başlaman gerektiğini biliyorsun. En temelden, içeriden..

Bu karantina döneminde en kolay ne yapabiliriz? Bize keyifli yani eğlenceli bir meditasyon öner? Kendimizi iyi hissedelim.  

Bu dönemde en kolay; elimize bir kağıt kalem alıp hayallerimizle daha çok haşır neşir olabiliriz. Dileklerimizi olmuş ve yaşıyormuş gibi yazıp günün her saati bağıra bağır ve pozitif enerji ile okuyabiliriz. Ne demiştik? Neye odaklanırsak o şeyin enerjisi büyür ve yeni deneyimler minimum düzeyde o şeye benzer.

Danışanlarımın birkaçından mail aldım; “Can bey verdiğiniz 21 günlük ödevler bu dönem ilaç gibi geldi, kendime daha çok yöneldim.” Aslında bu süreyi hepimiz ilaç gibi geçirebiliriz. Buraya da bırakalım.

21 günlük meditasyon; Süre: 20 dk.

Dik bir şekilde oturalım ve ellerimizi ( avuç içleri açık bir şekilde) bacaklarımızın üzerine koyup gözlerimizi kapatalım. Gözlerimizi kapattıktan sonra; -başımız sabit- gözlerimizle sola bakalım ve içimizden beşe kadar sayalım, ardından sağ tarafa bakalım ve yine beşe kadar sayalım ve hazır hissettiğimizde tam karşıya odaklanalım. Ardından sakin ve derin nefesler alıp vermeye devam edelim ve kendimizi hazır hissettiğimizde hayatımızda olmasını istediğimiz şeyleri imgeleyelim. Meditasyon sonunda kendimizi hazır hissettiğimizde ‘teşekkür ederim’ diyerek gözlerimizi yavaşça açalım.

Olumlamalar; İçinde bulunduğumuz süreci ruhsal olarak daha da sağlıklı atlatabilmek için aşağıdaki olumlamaları günde 30 dk. (baştan sona) sesli ve enerjik bir şekilde tekrar edelim;

  • Ben çok sağlıklıyım.
  • Bedenim çok sağlıklı.
  • Bağışıklık sistemim çok sağlıklı.
  • Bedenim ve ruhum çok sağlıklı.
  • Hücrelerim çok sağlıklı.
  • Bedenim ve hücrelerim beni her an destekliyor.
  • Bedenimle ışık saçıyorum.
  • Hücrelerim sağlık enerjisi ile ışık saçıyor.
  • İç organlarım çok sağlıklı.
  • Kendimi çok huzurlu hissediyorum.
  • Çok rahat bir şekilde uyuyorum ve huzurlu bir bilinçle uyanıyorum.

 Her şey normale dönecek mi? 🙂 Bunu “fal” bakma (bana göre 6.his) yeteneğine olan güvenimle soruyorum. Daha güzel olacak mı her şey gerçekten? 

Burayı iki açıdan ele almak istiyorum. Birincisi, iki gün önce gidişatımıza uygun kartlar seçtim ve üzerine yoğunlaştım. Kalpten söylüyorum ki akış içerisinde her şey egomuzun ( benlik kavramlarımızın) tatmin olacağı şekilde muhteşem olacak. Yeter ki önlemlerimizi alalım, olan durum ile savaşa girmeden akışa teslim olalım ve hem kendimiz hem de bütündeki parçalarımız için pozitife odaklanalım.

Diğer açıdan ise; öz’ü hissedip kendinle bütünleşmeye başladığında bağlı olduğumuz her şeyle de bütünleşmiş oluyoruz. Ve yukarıda da söylediğim gibi tanımlar yok oluyor ve olan her şey zihin boyutunda mükemmel hale dönüşüyor. Evet, bakıldığında içinde bulunduğumuz durumu zihnimiz acı ve felaket olarak yorumluyor fakat artık yorum değişiyor. İlahi planın, yaratıcının ya da neye inanıyorsanız o akışın işine karışamayız. Tıpkı gece ile gündüz ayrımı gibi. Güneşin gece saatlerinde ortaya çıkmasını başarabiliyor muyuz? Hayır. Onun kendi bütünlüğü ve akışı var. Bu sürecin de kendi akışı ve bir bütünlüğü olduğunu kabul edersek, hem istediğimiz pozitif dönüşümü hızlandırmış oluruz hem de hayata karşı farkındalığımız derinlik kazanmış olur.

 Hadi dönüşümü daha da hızlandırmak için hemen şimdi sahip olduğumuz her şeye (inancına göre) daha çok şükür ve teşekkür et! 

Her şey normale döndüğünde bize gerçekleştireceğin bir söz ver? Ama mümkünse böyle görüşmeceli, sarılmacalı olsun. 🙂  

Ooo en sevdiğim! Bu süreci atlattığımız an seninle youtube kanalın için yeni bir çekim yapacağız!

 

“Can Perimcek’le “Karantina günlerine öneriler”” için bir yorum

  1. Pınarcım harika bir yazı olmuş.. içinde olduğumuz şu durum için çok pozitif bir yaklaşım var yazı içinde.. can beyin başka yazılarını okumak içinde sabırsızlandım açıkcası.. hayatımın istanbul çıkışı ile bilmeden ne de çok burada bahsedilen şeyleri yaparak, yapmaya çalışarak şifa bulmuşum meğer.. o zaman iç sesimizi dinleyip kendimizi iyi ve güzele onararak etrafa bu gözlerle bakarak topladığımız pozitif enerji sayesinde daha başaracak çok yenilik var.. güzel anların yan yana olduğu zaManların çabuk gelmesi dileği ile.. bu röportaj için sonsuz teşekkürler.. sevgiler pınarcım ve Can Perimçek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir